Arabuluculuk

Arabuluculuk (“Mediation”) bir alternatif çözüm yolu olarak ilk olarak Anglo-Amerikan hukuk sitemlerinde ortaya çıkmış takiben kıta Avrupası hukuk sitemlerinde benimsenmiş olup, 22.06.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile ülkemizde de uygulamaya girmiştir. Reform niteliğinde ki bu düzenleme mahkeme dışı uyuşmazlık çözüm yollarının geliştirilmesi ve yaygınlaşması açısından önemlidir. Toplumda uzlaşma kültürünün artırılması, toplumsal barışın sağlanması, mahkemelerin iş yükünün azaltılması ve tarafları arabuluculuğa teşvik etmek hedeflenen amaçlar arasındadır. Kanun arabuluculuğu; “Sistematik teknikler uygulayarak, görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, onların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmesini sağlamak için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını gerçekleştiren, tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması hâlinde çözüm önerisi de getirebilen, uzmanlık eğitimi almış olan tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla ve ihtiyarî olarak yürütülen uyuşmazlık çözüm yöntemi” olarak tanımlamıştır. Kanun tanımından da açıkça anlaşıldığı gibi Arabuluculuk, karşılıklı görüşmeler ve tarafsız arabulucunun katılımıyla çözümün taraflarca üretilmesini hedefleyen bir alternatif bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Müzakere ve iletişim arabuluculuk sürecinin en önemli unsurları olarak karşımıza çıkmaktadır. Arabuluculuk süreci taraflara bir dayatmada bulunamayacak ancak müzakere teknikleri kullanılarak tarafların özgür iradeleri ile uyuşmazlığı çözmeleri sağlanacaktır. Bu açıdan tahkim sürecinden ayrılmaktadır. Aynı durum zorunlu arabuluculuk olarak bilinen uygulama için de geçerlidir.

Arabuluculuk İhtiyari Arabuluculuk ve Zorunlu Arabuluculuk olarak 2 şekilde uygulanmaktadır. Zorunlu arabuluculuk kanunun belirlediği bir takım uyuşmazlıklarda tarafların arabulucuya başvurmalarını zorunlu kılmakta ise de uyuşmazlığın çözümünü zorunlu kılan veya dayatan bir uygulama değildir. Taraflar için arabulucuya başvurmak dava açmanın ön şartı olarak belirlenmekle hem mahkemelerin iş yükünün azaltılması hem de tarafların daha seri olarak çözüme kavuşmaları açısından uygulanmaktadır. Zorunlu arabuluculuk sürecinde tarafların anlaşamaması halinde yine dava açmak ve hukuki sürece devam etmek mümkünse de kanun arabuluculuğun tercih edilmesi, sadece ön şart olarak kalmaması için bir takım şartlar öngörmüştür. Örneğin, zorunlu arabuluculuk davetine uymamak halinde katılmayan tarafa davayı kazanması halinde dahi mahkeme masraflarını yüklemektedir.

Arabuluculuğun taraflar açısından getirdiği bir takım yükümlülükler bu yöntemin tercih edilmemesinde de önem arz etmektedir. Arabuluculuk süreci taraflar arasında yapılan anlaşmanın gizliliğine büyük önem vermekte, gizlilik hükmünün ihlali halinde ise ihlal eden tarafa cezai yaptırım öngörmektedir. Kanun’un 33. Maddesi gizliliğe uyulmaması halinde uygulanacak cezai yaptırımı şu şekilde düzenlenmiştir; “Bu Kanunun 4 üncü maddesindeki yükümlülüğe aykırı hareket ederek bir kişinin hukuken korunan menfaatinin zarar görmesine neden olan kişi altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” Aynı yaptırım arabulucu açısından da geçerli olup gizlilik yükümlülüğüne uyulmaması halinde arabulucunun sicilden terkinine kadar varacak yaptırımlar mevcuttur (m.21/II). Kanun’un gizliliğe verdiği önem Yönetmelik (m.6) ile daha ileri bir safhaya taşınmış ve arabulucunun yanında staj yapan veya çalışan kişileri de kapsama dahil etmiştir.

Gizlilik ihlalinin ikinci boyutu da arabuluculuk sürecinde kullanılan beyan ve belgelerin delil olmama güvencesi olarak 5. Maddede karşımıza çıkmaktadır. Bu yükümlülüğe göre; “Taraflar, arabulucu veya arabuluculuğa katılanlar da dâhil üçüncü bir kişi uyuşmazlıkla ilgili olarak hukuk davası açıldığında yahut tahkim yoluna başvurulduğunda aşağıdaki beyan veya belgeleri delil olarak ileri süremez ve bunlar hakkında tanıklık yapamaz: a. Taraflarca yapılan arabuluculuk daveti veya bir tarafın arabuluculuk faaliyetine katılma isteği. b. Uyuşmazlığın arabuluculuk yolu ile sona erdirilmesi için taraflarca ileri sürülen görüşler ve teklifler. c. Arabuluculuk faaliyeti esnasında, taraflarca ileri sürülen öneriler veya herhangi bir vakıa veya iddianın kabulü. d. Sadece arabuluculuk faaliyeti dolayısıyla hazırlanan belgeler. (2) Birinci fıkra hükmü, beyan veya belgenin şekline bakılmaksızın uygulanır.” Bu hüküm ile amaçlanan, tarafların arabuluculuk sürecinde özgürce düşüncelerini açıklayıp uyuşmazlığı ve çözüm yollarını tartışmalarına izin vermektir.

Arabuluculuğun en önemli unsurların birisi de tartışmasız Arabuluculuk Sözleşmesi’dir. Tahkim sözleşmesinden farklı olarak Arabuluculuk Sözleşmesi bir şekle tabi değildir. Sözlü veya yazılı tarafların diledikleri şekilde yapılmasına müsaade edilmiştir (e-posta, mesaj, whassapp gibi).

Arabuluculuk sözleşmesinin konusunun da arabuluculuğa elverişli bir uyuşmazlık olması gerekir. Bu çerçevede; 6325 sayılı Kanun’un 1. maddesinin 2. Fıkrası uyarınca yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar da dahil olmak üzere tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıkları arabuluculuk yöntemi ile çözümlenebileceği hükme bağlanmıştır. Keza aile içi şiddete dayanan uyuşmazlıkların da yine arabuluculuğa elverişli olmadığı açıkça ifade edilmiştir. Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş ve işlemler ibaresi Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK) 308 ve 313. Maddeleri ile giderilebilir.  HMK 308. ve 313. maddelerinin 2. fıkraları, “Kabul/sulh, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri uyuşmazlıkları konu alan davalarda yapılabilir” hükmünü içermektedir. Arabuluculuk kanununun yaptığı tanımı geniş yorumlamak aynı anda kanun tarafından belirlenen limitlere de uygun olarak davranmak doğru olacaktır. Örneğin, aile içi şiddete uygulanmaması gibi.

Kısaca özetlemeye çalıştığımız Arabuluculuk sürecinin birçok farklı avantajı bulunmakta olup zorunlu arabuluculuk uygulaması ile kanunun yürürlüğe girdiği tarihten bu yana yaklaşık 481.000 uyuşmazlık arabuluculuk yöntemi ile çözülmüştür. Bunu yanında ihtiyari arabuluculuk olarak bilinen tarafların kendi iradeleri ile başvurdukları arabuluculuk sayısı Arabuluculuk Daire Başkanlığı tarafından 190.406 olarak açıklanmış olup, her gün artmaktadır. Bu istatistikler bize Arabuluculuk kavramının ve uygulamasının gün geçtikçe arttığını ve yaygı olarak başvurulan bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoluna dönüştüğünü göstermektedir.

Ofisimiz arabuluculuğun yaygın olarak kullanılan bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olmasına önem vermekte, Arabulucu Dicle Aras, yurtdışında ve yurtiçinde aldığı eğitimlerle hem ihtiyari hem zorunlu arabuluculuk süreçlerinde hizmet vermekte ve başarılı sonuçlar elde etmektedir.